e-akbulut
Sun 12 October 2008, 07:50 pm GMT +0300

İÇİNDE ÇALI ÇIRPI dolaştırılıyormuş gibi yaşamanınnasıl bir şey olduğunu tahmin ediyorum. Sızım sızım akan bir hüznün,acının orta yerinde çıplak ayakla kalmanın derin yalnızlığını...
Bunu görmek ve yaşamak kötümserlikle izah edilemez. Hayır, kötümserlikbaşka bir şey; olup bitene anlam verememek, dolayısıyla anlamsızlıkiçinde boşluğa yuvarlanmaktır o. Oysa biz anlama sahibiz çok şükür. Ovar ve hiçbir şey O'ndan bağımsız değildir. Evet, O öyle diyor; şununbunun omuz vermekten çekindiği bir 'hayat'a insanın hemencecikkabullenmesinden bahis açıyor.
Hikmetle göbekten bağlı bu kabullenişin nasıl bir şey olduğunuyaşayanlar bilir, bütün doğanlar değil, sahiden yaşayanlar bilir.Kalbini diri tutan ve vicdanlarını parlatanlar fark eder, o kadimkabullenişin ne büyük bir iş olduğunu. Hem çok isteyen hem de çok acizinsanın trajikliğini... Ancak ellerinin uzanabildiği alana hükmedeninsanın sonsuzluğu arzulaması trajik değil de nedir?
Evet, zor bir hayata yazgılıyız. Üstad Nursi’nin tespitini hatırlayalım: 'Ölüm, mümin için bir terhis belgesidir.'En dip, en gizli kuytularına kadar hayatı hissetmemişlerin ve birşekilde 'askerlik' denen şeyi bilmeyenlerin farketmekte zorlanacaklarıbir tespit bu. Askerlik ki, yirmi dört saatin kurallarla yaşanmasıdır.Düğmenizi nasıl ilikleyeceğiniz, lavaboda neyi ne şekilde yapmanız,yürürken neye dikkat etmeniz, banyo saatleriniz, uyku aralıklarınız,neredeyse kalp atış saatleriniz tespit edilmiştir. Gününüzün en küçüknoktasında dahi 'ölçülü' olmanızın, ona uyum göstermek kaygısı içindeyaşamanın nasıl bir gerilim yaşattığını yaşayan bilir. İnsanın içistekleriyle kendisini kuşatan mekânın dayattığı şartlar arasındaçatışma oldu mu, rahatsızlık ve gerginlik başlar. İç ile dışınçatıştığı yerde kavga vardır; güven duygusu alıp başını gider, kaygıgelir onun yerine. Kaygı ki, içte dolaştırılan çalı çırpıdır.
Büyük bölümü, hayat üzerine konuşmalar olan felsefeye baktığımızda çok şey söyleniyor. Özellikle v
luşçularınkazıyıp kazıyıp ortaya çıkardıkları şey, bu durumdan uç verir. Kendiokumalarımdan, dahası kalbim ve zihnimle yaşadığım serüvenimden, içseltarihimden çıkardığım sonuç şu: insan olarak omuzladığımız ya dayaşamak durumunda bırakıldığımız şey zor bir şey. Hayat hem kışkırtıcıhem de acıtıcı... Şuna inanırım: herkes insan olma imkânıyla doğar, ama herkes insan olarak ölmez.Ya da şöyle; kimileri beraberinde taşıdıkları insani tohumların(özetle, 'iyi' ve 'kötü') çatışması, karşılaşması ve birliktelikleriiçinde 'iyi' olanı köpürtmek mücadelesini verir, içindeki 'kötü'yüterbiye eder. Böyle yaşamakla da; çoğunlukla hazla soslanmış arzununkışkırtıcı çağrılarına kulak tıkamanın dayanılmaz ağırlığıyla omuzlarıçöker. Bu çağrılar, özetle 'dünya'yı esas alır, dünyanın kalıcılığıyanılsaması üzerinde kurumsallaşır.İnsanız ve de isteriz! Doğu’nun da, Batı'nında; buranın da, ötenin desahibi elbette ki bizi bütünüyle hazdan yoksun, coşkudan mahrum birhayata yazmamıştır; meşru daire denen yerde insanı doyurabilecek şeylervardır. Ancak biliyoruz ki insanın gözü doymaz, çünkü o 'sonsuzluğa'yazılmıştır, sonsuzu ister. Bunun için tatminsiz ve gözü doymazdır.İnsan ne yapsın, böyledir biraz, böyle yaratılmıştır.
Çözüm mü?
Birinin çözümü başkasının çözümü olmaz. En azından her zaman...Herkesin kendi serüvenini yaşaması en iyisi. Yolu acıya varacaksainsanın, varsın. Bize sahici bir hayatı vermeyen, içimizi adam akıllıdoldurmayan bir lay lay lom'un sonunda farkedeceğimiz şey, koca birhiçse, anlamı doğuran hüzünlü ve ağır bir hayat daha iyidir. Kalbimizinacılarını çekmek en doğrusu. Bu acıları, yalan şeylerlebastıracağımıza, onların diplerine, çıktıkları yere bakmalı, varsaoralarda bir boşluk oraları doldurma yoluna girmeliyiz.
Böylesi ağır bir hayatı yaşarken, onu bize dayanılır kılan şeyin neolabileceği konusunu konuşuyoruz. Kendimce çözümü, 'okuma'ya kaçmaktabuluyorum. En has insanların, kalplerine kadar inebilmiş insanlarınhayatla karşılaştıklarında neyi hissettiklerinden, hissedip neyikonuştuklarından, üzerlerine gelen hayata karşı hangi sözüsöylediklerinden kendime dersler çıkarıyorum. Kendi sığınağımdayaşamaya devam ediyorum. Hüzne dairim çünkü buralara ait olmadığımıbiliyorum. Ait olmadığımız bir yerde, buraya aitmişiz gibi yaşamanınyanılgısının yurdu bu yerde düşmemek telaşı içindeyim. Düşüp kalkmalariçinde, içim ile dışın arasında geçen kavgalarda az yarayla kurtulmayabakıyorum.
İyi ki, acılarım var diyorum, iyi ki hisseden bir kalbim var. Ya hiç hissetmeseydim. En büyük problemi; tuttuğu takımın şampiyon olup olmaması,gireceği sınavı geçip geçmemesi.. gibi durumlar olan biri olmak davardı hesapta. Evet, insani acılarım var. Ama bütün bunların bir anlamıolduğunu biliyorum. Acılarımın da anlamı olduğunu ve nihayette, mutlakkötü diye bir şeyin olamayacağını... Günün içine sıkışıp kaldığımızdan,bugün canımızı acıtan şeyin sonraki hayatımıza neyi taşıyacağınıbilmiyoruz. Bu bilmeyiş bizi kötücül kılıyor. 'Hayr' ve 'şer'üzerindeki yorumlarımız, 'gün'ün 'dar'lığından epey nasipleniyor.
Oysa O var. Ve O var olduğu için anlam var. Yaşananlara bir anlambuluyorsak, yaşanan her neyse, hiçbir şey bizi boşlukta bırakmayacaktır.
Nihat DAĞLI
KARAKALEM DERGİSİ
HasbünAllahü ve nimel-vekil, nimel-mevla ve nimen-nasir. gufraneke Rabbena ve ileykel masir.
.Allah bize yeter; o ne güzel vekildir, o ne güzel mevladır, o ne güzel yardımcıdır.
Rabbimiz! senden affını dileriz, zira dönüs, ancak Sana'dır.
HasbünAllahü ve nimel-vekil, nimel-mevla ve nimen-nasir. gufraneke Rabbena ve ileykel masir.
.Allah bize yeter; o ne güzel vekildir, o ne güzel mevladır, o ne güzelyardımcıdır. Rabbimiz! senden affını dileriz, zira dönüs, ancakSana'dır.
HasbünAllahü ve nimel-vekil, nimel-mevla ve nimen-nasir. gufraneke Rabbena ve ileykel masir..
Allah bize yeter; o ne güzel vekildir, o ne güzel mevladır, o ne güzel yardımcıdır.
Rabbimiz! senden affını dileriz, zira dönüs, ancak Sana'dır...