e-akbulut
Tue 3 March 2009, 08:38 pm GMT +0200
Aşk Üzerine
“Aşkundan mübtelâluğumı ayb iden sanur
Kim olmak ihtiyâr iledür mübtelâ sana” Fuzûlî
Evet, Fuzûlî bu beyitinde “Senin aşkına düşkünlüğümü ayıplayanlar, sana düşkün olmamın benim seçimime bağlı olduğunu sanıyor.” diyerek tanımlıyor aşkı. Gerçekten de böyle değil midir aşk? Yoksa yanılıyor mudur Fuzûlî? Aşkın tarifi var mıdır? Anlatılabilir mi aşk? Hiç âşık oldunuz mu hayatınızda? Âşık olmak insanın kendi iradesinde midir?
Belki de Fuzûlî’nin dediği gibidir aşk. Sahi bir şeye mübtelâ olan kolayca kurtulabilir mi bu ibtilâdan? Galiba burada Fuzûlî’yi ayıplayanlar, kınayanlar aşkın tadını tatmamış, aşka tutulmamış, aşkı anlamayan kimselerdir. Fuzûlî her zamanki mütevazılığiyle kendini ayıplayanlara karşı bir mahcubiyet edasıyla iki büklüm olmuştur adeta.
Aşk bizim istememizle, irademizle gelen bir duygu yoğunluğu, bir candan sevme, bir şiddetli muhabbet olmasa gerek. İnsanın iradesi dışında gelişen gönülden gönüle kurulan köprülerden geçerek ulaşılan bir duygu, aniden yanıveren bir kor, ceşmden akan bir damla giryedir belki de.
Ha, Fuzûlî divan şairi! Unutmamak gerekir ki Divan şairi dediğimizde akla ilk gelenlerden biri de tasavvuftur. Yani kalbi Allah sevgisiyle bağlamaktır. Bir de bu yönüyle bakmak gerekir, anlamı tam verebilmek için Fuzûlî’nin beyitine.
Tasavvufta sevgili Allah’tır. Tasavvufi düşüncede Allah, kulunu önce dener, kalbinde kir, pas bulunmayan, gönlü pak, dünya ilişkilerinden beri olan yani aşkına layık olanın kalbinde tecelli eder. Eder de kulun bunda bir iradesi yoktur; Allah’ın iradesi ve isteği geçerlidir.
Gerçek aşkı tadanlardan olmak ümidiyle…
Abdullah Yalçın
“Aşkundan mübtelâluğumı ayb iden sanur
Kim olmak ihtiyâr iledür mübtelâ sana” Fuzûlî
Evet, Fuzûlî bu beyitinde “Senin aşkına düşkünlüğümü ayıplayanlar, sana düşkün olmamın benim seçimime bağlı olduğunu sanıyor.” diyerek tanımlıyor aşkı. Gerçekten de böyle değil midir aşk? Yoksa yanılıyor mudur Fuzûlî? Aşkın tarifi var mıdır? Anlatılabilir mi aşk? Hiç âşık oldunuz mu hayatınızda? Âşık olmak insanın kendi iradesinde midir?
Belki de Fuzûlî’nin dediği gibidir aşk. Sahi bir şeye mübtelâ olan kolayca kurtulabilir mi bu ibtilâdan? Galiba burada Fuzûlî’yi ayıplayanlar, kınayanlar aşkın tadını tatmamış, aşka tutulmamış, aşkı anlamayan kimselerdir. Fuzûlî her zamanki mütevazılığiyle kendini ayıplayanlara karşı bir mahcubiyet edasıyla iki büklüm olmuştur adeta.
Aşk bizim istememizle, irademizle gelen bir duygu yoğunluğu, bir candan sevme, bir şiddetli muhabbet olmasa gerek. İnsanın iradesi dışında gelişen gönülden gönüle kurulan köprülerden geçerek ulaşılan bir duygu, aniden yanıveren bir kor, ceşmden akan bir damla giryedir belki de.
Ha, Fuzûlî divan şairi! Unutmamak gerekir ki Divan şairi dediğimizde akla ilk gelenlerden biri de tasavvuftur. Yani kalbi Allah sevgisiyle bağlamaktır. Bir de bu yönüyle bakmak gerekir, anlamı tam verebilmek için Fuzûlî’nin beyitine.
Tasavvufta sevgili Allah’tır. Tasavvufi düşüncede Allah, kulunu önce dener, kalbinde kir, pas bulunmayan, gönlü pak, dünya ilişkilerinden beri olan yani aşkına layık olanın kalbinde tecelli eder. Eder de kulun bunda bir iradesi yoktur; Allah’ın iradesi ve isteği geçerlidir.
Gerçek aşkı tadanlardan olmak ümidiyle…
Abdullah Yalçın